Bugünlerde pek duymasak da bir döneme damgasını vurmuş bir sözdür bu.

Ne yazık ki gerçek anlamından ve arka planında yatan derin anlamdan tamamen koparılmış; çoğu zaman iyi neticeler verebilecek birçok olayda, bu sözün arkasına sığınılarak kendilerine taraftar bulan birkaç kişi tarafından memleket yararına sonuçlanabilecek işlere hep engel olunmuştur.

Bunun en iyi örneklerinden birine, rahmetli Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı Zübük filmindeki bir sahnede rastlarız.

Kasabaya cami mi, okul mu yapılması gerektiği üzerine bir tartışma başlar. Karşısındaki kişi okul yapılmasını savunur. Kasabada zaten bir cami olduğunu, okul yapılması gerektiğini, çocukların okumasının önemli olduğunu; namazın gerekirse evde de kılınabileceğini, fakat eğitimin evde verilemeyeceğini söyler.

O sırada konuşmalar hoparlörler aracılığıyla dışarıya da verilmektedir. Tabii bunu bilen karakterimiz, olayı kendi lehine çevirmek için iyice köpürtür.

“Olur mu efendim, dinsiz eğitim mi olurmuş? Dinini bilmeyen çocuk eğitim alsa ne olur? Bunlar işte hep komünizm oyunları!” diyerek kalabalığın gücünü arkasına alır ve durumu, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız.” diyerek kendi lehine çevirir.

O dönemde yapılan hataları çok iyi özetleyen bir başyapıttır. Tavsiye ederim, izleyin.

Şimdi bu olay, toplumda yaşananlara güzel bir örnektir. Tabii ki insanlar dinini bilmeli, bilmesi de gerekir. Fakat işin ucunu kaçırdığımız noktalardan biri de tam olarak burasıdır.

Çünkü bizim dinimizin ilk emri okumaktır. Nedense bunu kimse ciddiye almıyor. Ecdadımızın değerli sözleri vardır: “İlim Çin’de de olsa gidin, alın.” Bunun gibi daha nice örnek söz sayabiliriz.

Fakat maalesef topluma bu sözler yerine hep işlerine gelen sözler söylenmiş; insanlarda, okurlarsa, araştırırlarsa dinden çıkacaklarmış gibi bir algı oluşturulmuştur. Bu vesileyle, uzun bir dönem boyunca ve çoğunlukla taşra diye nitelendirdiğimiz köylerde, insanlar bilinçli bir şekilde cahil bırakılmaya mahkûm edilmişlerdir.

Bu durumun böyle sürüp gitmesi belli bir yere kadar devam etmiştir. Ancak evlere giren televizyonlar, internet kullanımının artması, şehirlerden köylere göçlerin başlaması gibi toplumsal gelişmelerin etkisiyle, o dönem bilgiden uzak bırakılarak bilinçli bir cahilliğe mahkûm edilen insanlar, kendi dönemlerinde eğitim almalarına ve bilime yönelmelerine fırsat verilen yaşıtlarının ortaya koyduğu ürünlere hayranlık duymaya başlamışlardır.

İnsanlar şehirlere göç ettikçe, okuyan toplumların neler başardıklarını görmüş ve hayran kalmışlardır. Birçok şeyin nasıl yapılabildiğine inanamamış, kendilerinin de bunları yapabileceklerine maalesef hayal bile edememişlerdir.

Sadece yapılanları alıp kullanabileceklerini, kendilerinin asla üretemeyeceklerini zannetmişlerdir.

Ve bütün bu olaylar neticesinde Batı’nın, daha doğrusu ilime ve bilime odaklanan toplumların, bir nevi pazarı hâline geldik. Onlar okudular, araştırdılar, bir şeyler ürettiler ve zenginleştiler. Biz ise sadece tükettik. İşin kötüsü, yalnızca tüketebileceğimize inandık; üretebileceğimize ise asla inanmadık.

İşte bir dönemi maalesef bu şekilde kaybettik. Sadece koltuklarını sağlamlaştırmak isteyenlerin, bunun nelere sebep olabileceğini görememeleri yüzünden...

Nitekim zamanında bu sözün arkasına saklanarak birçok işin yapılmasına engel olanlar, bugün gelinen noktada birçok yerde salyangoz satılmasına sebep olmuşlardır.