Vicdan terazisine konulmadan atılan hiçbir adımda adalet olma olasılığı yoktur.

Bir kuralın, kanunun ve yapılan her şeyin adaletli olması için mutlaka vicdan barındırması gerekir.

Yoksa adına her ne derseniz deyin, ama adalet diyemezsiniz.

Dönün, etrafınızda olanlara bir bakın. Eğer yapılanlar vicdan muhasebesi yapılarak oluşturulsaydı, hiç böyle olur muydu?

Bence olmazdı.

Eğer vicdanımızı her şeyin önünde tutmayı başarabilseydik, dünyadaki birçok olumsuzluğun önüne geçmiş olurduk.

Birçok adaletsizliği ortadan kaldırırdık.

Bize hep adalet vurgusu yapıldı fakat o duyguyu ne ile besleyeceğimiz hiç söylenmedi. Adalet terazisinin bir kefesinde her zaman vicdan olmalı. Diğer türlü, neye göre, kime göre adalet olur, değil mi?

Gel gelelim hepimizin sıkça duyduğu bir söylem var: “Haklının değil, güçlünün yanında oluyor adalet.”

Bunun altına yatan başlıca sebep vicdansızlıktır. Başka açıklaması olamaz.

Alınan birçok adalet kararının arkasında her zaman toplumun büyük bir kısmı, “Bunun neresinde adalet?” diye sorar. Bunu hep gözlemleriz. İşte, alınan kararlarda bu soruyu sordurmak, topluma yapılan büyük bir ihanettir.

Ne diyor bize inandığımız Yaradan, şu ayetinde:

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa; (şahitlik edeceğiniz kimseler) ister zengin ister fakir olsunlar, adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zira Allah o ikisine (zengine de fakire de) sizden daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinizin arzusuna uymayın. Eğer (şahitlik ederken) gerçeği bükersiniz veya (şahitlikten) çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Toplum odur ki adalet üzerine kurulur. Bunu Rabbimiz, burada olduğu gibi birçok ayetinde vurgulamıştır.

Bu işi vicdanla yapmadığımız sürece, haksızlıklar içerisinde boğuşup dururuz.

Umarım bir gün gerçekten vicdanlı karar vericilerin olduğu bir dünya üzerinde yaşam sürdürebiliriz...