Son günlerde gündemimizi epey meşgul eden en önemli olay, patlak veren fon krizi meselesi.
Ne yana dönsek aynı konu, aynı gündem!
Tabii konuşulan rakamlar ve isimler büyük olunca bu kadar gündem olması da kaçınılmaz oluyor. İnsanların konuşmakta haklı olduğu bir olay bu.
Bir yanda yeni yeni toparlanmaya çalışan bir ekonomi, diğer yanda ortaya çıkan çok büyük rakamlar. Hâliyle bu durum herkesi rahatsız ediyor.
Bu konu üzerinde yaşanan gelişmeler bize en net şekilde şunu gösterdi: Para hırsı, zengin-fakir ya da mevki-makam fark etmeksizin, insanın içinde var olan bir duyguymuş.
Yaşanan gelişmeler ışığında bakıldığında, birçok üst düzey ismin ve firma yöneticisinin bu işe karıştığı görülüyor.
Bu kötü durumun içerisinde belki de en güzel olan şey, herkesin yaşananlardan rahatsız olması.
Her taraftan aynı sesler yükseliyor: Kim olursa olsun, bu sorun çözülsün ve ilgili kişilere gerekli yaptırımlar uygulansın.
Umarım sonuç, herkesin içini rahatlatacak şekilde olur.
Bu durum, çoktan ülkemizin sınırlarını aşmış bir mesele hâline geldi. Borsa dediğimiz yatırım aracı, yalnızca yurt içini ilgilendiren bir alan değil. Aynı zamanda yurt dışından binlerce insanın ve şirketin Türkiye’ye yatırım yapmasının en kolay yollarından biri.
Bu tarz manipülasyon olaylarının yaşandığı bir borsaya ister istemez herkes temkinli yaklaşmaya başlıyor. Bu durum da ekonomimize ciddi zararlar veriyor.
Bu olayların, tam da yurt dışında Türkiye ekonomisine yönelik olumlu bir hava oluşmuşken yaşanması da işin açıkçası ayrı bir tezat oluşturuyor.
Bu yüzden yaşananların yalnızca parayla ilişkilendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir yandan da Türkiye’nin itibarına yapılmış bir suikast olarak görülmeli ve buna göre hareket edilmeli kanaatindeyim.
Velhasıl, bizim için büyük bir sınavın eşiğindeyiz.
Umarım yetkililer bu işi sonuna kadar takip eder, gerekli bütün işlemleri yapar ve yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye borsasına hem yurt içinden hem de yurt dışından duyulan güveni hızla yeniden kazandırırlar.
Yaşadığımız birçok olaydan alnımızın akıyla çıktığımız gibi, umarım bu olayın da üstesinden geliriz.
Unutmayalım ki mesele yalnızca kaybolan paraların hesabını sormak değil, Türkiye’ye duyulan güveni yeniden ayağa kaldırmaktır. Çünkü güvenin kaybedildiği yerde sermaye kaçar, umutlar tükenir; adaletin eksiksiz tecelli ettiği yerde ise güven yeniden filizlenir.